EkİnOkSaH !!!ekinoksah.blogcu.com!!!

"

13/2/2007 - İnternet melek mi, şeytan mı?

Kategori: makaleler
İnternet melek mi, şeytan mı?


Çağımızın, hatta biraz daha öteye gidip tüm zamanların en önemli buluşu nedir sorusuna cevap arayacak olsak, herhalde karşımıza çıkan birkaç şeyden biri de internet olur.
Müthiş bir icat. Dünyayı öylesine küçülttü ve şeffaf hale getirdi ki artık hemen her şey bir tık ötede.
Tarihçiler, bugünleri yazarken, içinde bulunduğumuz yüzyılı, internet öncesi, internet sonrası diye tanımlayacaklardır. Çünkü internetten sonra her şey çok değişti.
Olumlu yönleri söylemekle bitmez. Zaten bugüne kadar konuşulan da o. Bilişim sektörü öylesine güçlü ki, bilgisayarlarını, yazılım programlarını ve internet paketlerini pazarlarken, tüm iyi yönlerini anlata anlata bitiremiyorlar. Haksız da sayılmazlar. Çünkü internet yaşamımızın bir parçası haline geldi.
Bir an için bilgisayarın, internetin yaşamınızdan çıktığını düşünün. Sanki ortaçağ karanlığına dönmüş gibi olursunuz.
İnternetin melek mi, yoksa şeytan mı olduğuna gelince. Bu, nereden baktığınıza bağlı. Bilişimcilere göre melek olduğu kesin. Ama mağdurlar ya da objektif gözlemciler gözüyle baktığınızda ortaya bir şeytan da çıkabiliyor.
İstanbul'da dün çok önemli, uluslararası bir panel vardı. Microsoft, Emniyet Genel Müdürlüğü, İnterpol ve Uluslararası Kayıp ve Tacize Uğrayan Çocuklar Merkezi'nin ortaklaşa düzenlediği eğitim seminerinin son halkasıydı.
Birbirinden değerli katılımcılar vardı. Yöneticiliğini de ben yaptım. Ortaya öylesine çarpıcı araştırma sonuçları kondu ki ağzım açık kaldı. Panel eğer bir TV kanalında canlı yayımlanmış olsaydı, herhalde artık kimse evinde bilgisayar bulundurmaz ya da çocuklarını mümkün olduğunca bilgisayardan uzak tutardı.
Neydi bu korkunç tablo? İsterseniz önce bu tabloya bir göz atalım, sonra bazı satırbaşlarını paylaşalım.
Çocuk pornosu, şiddet ve kumar internetle patlama noktasına geldi. Tüm dünya gibi Türkiye'de bu şeytan üçgeninin tam göbeğinde. Tehlikeden korunmanın ya da etkisini azaltmanın yolu ise bilinçlenmeden geçiyor. Ama maalesef bu konuda ne yasamız var ne de eğitilmiş insan gücümüz. Bakanlıklar arası koordinasyon ise yok gibi.
İşte panelden altı çizilesi bazı tespitler:
  • İnternet kökenli çocuk istismarı, toplumun dokusunu bozuyor.
  • İnternette çocuk pornografisi sınır tanımıyor.
  • Anne babalar interneti bakıcı olarak görüyor. Odasına kapanan öğrenciler onları mutlu ediyor. Ama en büyük tehlike sınırsız internet kullanımı.
  • Kumara, pornoya, şiddete ve oyunlara yönelik koruyucu programlar ve filtreler, her bilgisayara mutlaka yüklenmelidir.
  • Çocukların yüzde 70'i internet cafe'lerde internete giriyor. Buralarda hiçbir denetim yok.
  • Öğrenciler ödevlerini hazırlarken, kendilerini bir anda porno sitelerinde buluyorlar.
  • Bilişim suçlarının ilk sırasında çocuk pornosu var.
  • Çocukları anlamanın yolu bilişim teknolojisinden geçiyor. Çocuklarla ebeveynler arasındaki kuşak farkı üçe çıktı.
  • Çocukları korumak için interneti iptal etmek de en az denetimsiz serbestiyet kadar tehlikeli.
  • Türkiye'de internet erişim sayısı, 2003'te 6 milyon, 2004'te 10 milyon iken şimdi 20 milyona yaklaştı. İnternet cafe sayısı her yıl katlanıyor. Şu anda 24 bin internet cafe var.
  • Kolluk güçleri tek başına bu sorunu çözemez.
  • Oyunların çoğu, öldürdükçe zevk verenler kategorisinde.
  • Türkiye hâlâ Avrupa Sanal Suçlar Beyannamesi'ni imzalamadı.
    Özetin özeti: Bilgisayar ve internet kullanımı, biz de hâlâ çok düşük. Bu yüzden suç oranları da yüksek değil. Ama on yıl sonra genç nüfusun internet kullanımı Batılı ülkelerinkini yakalayabilir. Tıpkı cep telefonunda olduğu gibi. Sevinelim mi, yoksa üzülelim mi? Umarız beraberinde suç oranlarını da patlatmaz. ABD bu konuda kıvranıyor!..
  • Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/2/2007 - arena(izlenesi)

    Kategori: makaleler





    Arena

    Dikkat! Kredi kartlarıyla vurgun yapan çetelerden cüzdanlarınızı korumak istiyorsanız “Arena”yı kaçırmayın!.. Anneler, babalar, gençler!..19 yaşındaki bir gencin, internetteki süper bahis sitesinde ölümle biten ibret verici kumar yolculuğu “Arena”da…

    Usta gazeteci Uğur Dündar yönetimindeki Arena ekibi, geçen hafta ortaya çıkardığı ‘çocuk yuvasındaki dayak skandalıyla” sarsıcı bir habercilik başarısına daha imza attı. Ülke sorunlarını, vatandaşın sıkıntılarını gündeme taşımayı ilke edinen Arena ekibi, bu hafta da, paramıza göz diken kredi kartı vurguncularının inanılmaz tezgahlarını gözler önüne seriyor.
    İstanbul polisinin aylar süren takibi sonucunda yakalamayı başardığı kredi kartı çetesi, binbir yöntem kullanarak vatandaşları tuzaklarına düşürüyor.  Yakalanmadan önce Arena’ya konuşan bir çete elemanı, kredi kartlarını nasıl çarptıklarını anlatarak, vatandaşı kredi kartı çetelerine karşı uyardı. Bu nedenle cüzdanını korumak isteyenler, bu haftaki Arena’yı kaçırmamalı!

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/2/2007 - düşünceler

    Kategori: makaleler
    Başımda dert peşimde dedektif
    DİLEK HAYIRLI
    “Oğlum beni kandırıp okul yerine kafeye mi gidiyor?”, “Acaba çocuğum uyuşturucu kullanıyor mu?”, “Kızım da satanizm ilgisi mi var?”… Günümüzde, özellikle çalışan pek çok anne ve babanın günü, benzeri kuşkulara cevap aramakla geçer. Her an çocuklarına vakit ayırma imkanına sahip olmayan ebeveynler korkularında haksız da sayılmaz.

    Çünkü, özellikle ergenlik çağındaki gençler özenti ve kötü arkadaşlarının kurbanı oluyor. Daha okul sıralarında alkol, uyuşturucu bağımlılığı, satanizm ve şiddetle tanışıyorlar. Dedektif Cengiz Eğin ve 6 kişilik ‘Spygear’ (casus takımı) adını verdiği ekibi çocukları için endişelenen ailelerin imdadına koşuyor. Eğin ve ekibi ailelerin onayıyla çocuklarını takip ediyor, kimlerle görüşüyor, hangi mekânlara gidiyorlarsa izliyorlar. Çocuğun kötü bir alışkanlığı tespit edildiğinde aile uygun bir yöntemle müdahale ediyor. Yerli ve yersiz kuşkularından kurtulan aileler spygearlara minnettar. Ancak psikiyatristler, takibin ebeveyn ile çocuk arasında güven sorununa yol açacağını söylüyor. Psikiyatrist Doç. Dr. M.Kemal Sayar, “Aileler çocuğum kimlerle arkadaşlık yapıyor, nerelere gidiyor diye merak etmeli, araştırmalı. Her gün çocuğuyla mutlaka konuşmalı, hafta sonlarını ona ayırmalı. Ancak aileler bu görevlerini yerine getirmiyor. Bence ebeveyn adam gibi vazifesini yapsa dedektife lüzum kalmaz.” diyor. Spygearların da diğer dedektifler gibi en büyük sıkıntısı, Türkiye’de dedektiflik yasasının olmaması. Avukat Ufuk Gürler, anne-babanın çocuğun yararını gözetme, zarar görmemesi için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü olduğunu belirterek, risklerin tespiti amacıyla yapılacak takibin hukuka aykırı olmayacağını söylüyor.

    Zengin bir ailenin tek çocuğu olan A.Ç., özel bir kolejde okumaktadır ve derslerinde oldukça başarılıdır. Etrafına neşe saçan genç, ailesi ve arkadaşlarının da gözbebeğidir. Anne ve babası biricik çocuklarının bir dediğini iki etmez. Ancak kötü niyetli arkadaşlarının tuzağı, A.Ç.’nin mutluluğu ve başarısına gölge düşürür. Derslerinde hızlı düşüş yaşayan genç, anne ve babasından sürekli yüklü miktarda para ister. Çocuklarının durumuna üzülen aile, bu mutsuzluğun nedenini öğrenmek için çare aramaya koyulur. Tam da bu noktada imdada yetişen okul yönetimi, aileye bir dedektif tavsiye eder. Gencin bilgisayarındaki yazışmaları takip edip, telefon konuşmalarını dinleyen dedektif, kısa sürede gerçeği ortaya çıkarır: A.Ç.’nin okul arkadaşları, ailesinin mahrem görüntülerini ele geçirmiştir ve istedikleri zaman para vermezse görüntüleri yaymakla tehdit etmektedir. Dedektif konuyu aileye açıklar ve A.Ç. büyük bir sıkıntıdan kimse zarar görmeden kurtulur...

    Yukarıda okuduklarınız bir senaryo metni değil. Sadece filmlerde seyretmeye alışık olduğumuz bu olay dedektif Cengiz Eğin’in yaşadığı gerçek bir hikaye. Eğin, aralarında pek çok ünlü işadamı ve sanatçının da bulunduğu zengin ailelerin, çocuklarını uyuşturucu, satanizm, internet bağımlılığı, kleptomani gibi kötü alışkanlıklardan korumak için takip ediyor. Jack Nicholson, Michael Douglas, Mike Tyson gibi pek çok ünlü ismin badyguard’lığını yapan Savaş Menteş’ten dedektiflik eğitimi alan Eğin, 7 yıldır bu işle meşgul. Şu anda 6 özel, 2 tane de devlet okuluyla ortak çalışan Eğin, ayda 5 çocuğa müdahale ediyor.

    Okullardaki şiddet ve uyuşturucu bağımlılığının hızla tırmandığı bir dönemde dedektif Cengiz Eğin ve ‘Spygear’ (Casus Takımı) adını verdiği 6 kişilik ekibi, ailelerin imdadına yetişiyor. Casus Takımı nasıl çalışıyor diye merak mı ediyorsunuz? O halde dedektif Cengiz Eğin’e kulak verilim ve işinin inceliklerini ondan dinleyelim...

    Aile veya okul size nasıl başvuruyor?

    İlk etapta iş ortaklarımız olan psikolog, pedagog, avukat ve psikiyatristlerden gelen iş tekliflerini değerlendirdik. Zamanla okul çevrelerinde tanınmaya başladık. Şimdi çocuğunun durumundan şüphelenen aileler ve okul yönetimleri de bize başvuruyor.

    Aile psikolog yerine neden size başvuruyor?

    Çözüme hızlı ulaşmak istedikleri için olabilir. Örneğin, çocuğun bir sorunu var, kimseyle paylaşmak istemiyor. Aile psikoloğa götürüyor. Psikoloğun, çocuktaki sorunun nedenini öğrenmesi için en az üç-dört terapi uygulaması gerekiyor. Bu da 15-20 gün demek. Bu süre içinde çocuk intihar bile edebilir. Oysa biz en fazla iki-üç gün içinde sorunu buluyoruz.

    Hangi yöntemleri takip ediyorsunuz?

    Önce ailenin onayını alarak çocuğun bilgisayarını kontrol altına alıyoruz, girdiği siteler ve msn konuşmalarına ulaşıyoruz. Arkadaşlarıyla her türlü görüşmelerini kayıt altına alıyoruz. Kimlerle konuşuyor, hangi mekanlara girip çıkıyorsa takip ediyoruz.

    Ailelerin, elde ettiğiniz bilgileri şantaj olarak kullanırsanız diye endişeleri olmuyor mu?

    Aileyle işe başlamadan önce bir anlaşma yapıyoruz. Müşterinin beklentileri, benim yapacaklarımın çerçevelerini belirliyoruz. Anlaşmada takip sırasında elde edilen bilgilerin iş bitiminde imha edileceği şartı da var. Elde ettiğimiz görüntü, fotoğraf ve yazılı belgeleri aileye rapor olarak sunduktan sonra siliyoruz.

    Takip ettiğiniz çocuğun satanizmle ilgili sitelere girdiğini gördünüz. Hemen satanist tuzağına düşmüştür demek doğru mu?

    Tabii ki hemen böyle bir teşhis koymuyoruz. Zaten çocuk arkadaşlarıyla görüşmesinde kendini ele veriyor. Bir de çocuğun piercing takması, hard-rock müzik dinlemesi, convers ayakkabı giymesi ve bu tür müzik yapan mekanlara gitmesi, bizim için önemli bir ipuçu. Bugünlerde İzmirli zengin bir ailenin 14 yaşındaki kızıyla ilgileniyorum. Kızın bilgisayarında satanizm merakı olduğunu uyandıran kedi figürleri olan görsellere ulaştım.

    Ama her convers giyen satanisttir diyemeyiz.

    Convers, satanizmde işaretlerden biri. Satanist gençlerin özel bir bakışları var. O anlamlı bakışı attıkları kişiden aynı karşılığı alıyorlarsa arkadaşlık yapıyorlar. Bunu size ilgilendiğim vakalardan birinin msn konuşmalarından örnek vererek anlatayım. Çocuk satanist olan arkadaşıyla cafede tanışmalarını şöyle anlatıyor: Piercing takmıştı, convers ayakkabı giyiyordu. Uzun uzun birbirimizin gözlerine baktık. Sonra hiçbir şey söylemeden birbirimize sarılıp cafeden çıktık. Sonradan anladık ki ikimiz de aynı yoldayız...

    Teşhisten sonra nasıl bir süreç işliyor?

    Aileye elde ettiğimiz bütün dokümanları rapor ediyoruz. Aile tatmin olunca, çocuklarına sevgiyle yaklaşmalarını sağlıyoruz. Okul yönetimi ve psikolojik danışmanlık departmanını bilgilendiriyoruz. Çocuk elbirliğiyle sevgiyle düştüğü tuzaktan kurtarılıyor.

    İlginç vakalara rastlamadınız mı?

    Kleptomani (hırsızlık) hastalığı olan zengin bir ailenin çocuğuyla ilgilenmiştim. Çocuğun her şeyi var. Okuldan şoförü Mercedes marka otomobille alıyor. Ama çocuk alışveriş merkezlerinden ufak eşyalar çalmaktan zevk alıyor. Bunu da arkadaşlarından biriyle msn’de konuşurken yakaladım. Arkadaşına olayı şöyle anlatıyordu: Okul çıkışı şoföre Akmerkez önüne çekmesini söyledim. Birkaç mağazadan ufak şeyler çalıp çıktım. Çok heyecanlıydı...

    Nerelerde çalışıyorsunuz?

    İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya başta olmak üzere pek çok ilde ilgilendiğim çocuklar var.

    Peki bu işin aileye maliyeti nedir?

    Ücret, işin zorluğu ve süresine bağlı olarak değişiyor. Örneğin aldığımız iş İzmir’de ise ekibimle oraya gitmem, yol masrafımız, konaklamamız ve takip sırasında çıkan masraflar aileye ait oluyor. Bunlar ücreti artırıyor. Ortalama maliyet ise 3 bin dolar gibi. Devlet okulunda ki öğrencilerin ailelerinden ücret almıyorum.

    Son olarak ekibinizden bahseder misiniz?

    Bize istihbarat veren kişilerle birlikte 34-40 kişilik bir ekibimiz var. Bunlar arasında avukat, psikolog ve pedagog da var. Ana kadromuz 6 kişi. Bunlardan 2’si özel sürüş tekniklerinde eğitimli, 2 tanesi elektronik sistemler üzerine profesyonel. (Elektrik, telefon, bilgisayar gibi...) Diğer 2’si de her türlü takipte soğukkanlılığını koruyan ve görüntü alabilecek şekilde eğitilmiş kişiler.


    Çocuk ile ebeveyn arasında güvensizliğe yol açar

    Psikiyatrist Doç. Dr. M. Kemal Sayar: Çocuk, takip edildiğini anlarsa anne-baba arasında ciddi bir güven sorunu yaşanır. Dedektifin hiç hakkı olmadan çocuğun özel hayatına girmesi çok incitici, asla kabul edilmemeli. Aileler bunu kendileri yapmalı. Eğer çocuklarının kötü alışkanlıklar edindiği yönünde kuvvetli şüpheleri varsa takip etmeli, nereye gidiyor, kimlerle arkadaşlık yapıyor bilmelidir. Maalesef modern çağda aileler bu görevlerini de kurumlara bırakmaya başladı. Çocuklar kreşe veya yuvaya gönderiliyor. Bence ebeveyn adam gibi vazifesini yaparsa dedektife lüzum kalmaz.

    Çocuğun zarar görmemesi içinse hukuka aykırılık olmaz

    Avukat Ufuk Gürler: Türkiye’de Özel Dedektiflik Yasası yok ve bu nedenle de özel dedektif sıfatıyla çalışanların yasal durumu tartışmalı. Ayrıca yeni yasal düzenlemelere göre; telefon dinlemek ve kişisel bilgisayara girerek özel yaşamın takibi için polisin dahi yetkisi yok. Ancak, ana-babanın çocuğu yetiştirme, öncelikli yararını gözetme, zarar görmemesi bakımından gerekli önlemleri alma yükümlülüğü mevcut. Bu nedenle takip, çocuğun yalnızca zarar görmemesi, risklerin tespiti için yapılırsa hukuka aykırı olmayacağı düşüncesindeyim.


    Chat’te aldıkları mesajla intihar etmişlerdi

    Türkiye, 8 yıl önce birbiri ardına yaşanan lise öğrencilerinin intiharı haberleriyle sarsılmıştı. 21 Haziran 1998 tarihinde Alman Lisesi öğrencileri 17 yaşındaki Aslı Yardımcı ve 14 yaşındaki Alp Cenan Yuğaç, Ataköy’deki apartmanlardan birinin 5. katından el ele tutuşup intihar etti... Atladıkları pencerenin kenarındaki duvara mor kalemle ‘We dont belong here’ (Biz buraya ait değiliz) yazan gençlerin duvarlara şeytanı övücü İngilizce sözler yazdıkları, ayin havasında içki içtikleri, kedi kestikleri öne sürülmüştü.

    2 yıl sonra Alman Lisesi öğrencisi 17 yaşındaki Ceylan Konuk okulun 4. katından atlayarak intihar etmişti. Ceylan Konuk’un da intihar etmeden bir gün önce, internette chat yaptığı arkadaşına; “Şu anda mutlu mutlu uçuyorum, hatta yere çakıldım. Öbür tarafta görüşürüz.” diye mesaj geçtiği iddia edilmişti. Konuk’un bilgisayarında kendini asan kadın sporcu fotoğrafı vardı.

    2000 yılında Saint Joseph Lisesi 8’inci sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Serkan Benli, Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intihar etti. Serkan’ın notlarının arasından canavar ve şeytan figürleri çıktı.

    16 Aralık 2001’de ise Özel Amerikan Koleji öğrencisi Lara Falay (16), Boğaz Köprüsü’nden ölüme atladı. Genç kızın bilgisayarında yapılan araştırmalarda ölüm emri gibi chat kaydı çıktı. Mesajda ‘banyoda intihar eden kadın’ fotoğrafı vardı.


    Ailelerden gelen teşekkür mektupları

    Anlattıkların bize film gibi geliyordu

    Merhabalar sevgili dostum Cengiz. İlk olarak bize ayırdığın zaman için sana ne kadar teşekkür etsek azdır. İlk görüştüğümüz zamanda sana çok fazla itimadım yoktu, doğrusunu söylemek gerekirse bir psikiyatr ve bir aileden daha aktif olacağın aklıma pek yatmamıştı. Biraz hayal veya filmsel geldi. Tamamen önyargı sanırım. Ama şimdi oğlumun sorununu ortaya çıkartarak ne kadar faydalı olabileceğini ve ne kadar iyi bir dost olduğunu gördüm... Her zaman bir evin daha olduğunu unutma. F.A. & R.A.

    Eşim de, ben de sayende gülümsüyoruz

    Sevgili Cengiz. İnan hayatımda bir dedektife işimin düşebileceğini aklımın ucundan bile geçirmezdim. Ve şu anda hayatımda bir dedektif ile tanışma şerefine nail oldum. Her ne kadar durum biraz kritik ve şu anki gibi eğlenceli olmasa da. Ama sonuçta eşim ve ben gülümsüyoruz (sayende). Annene ve babana bizim adımıza teşekkürlerimizi ilet lütfen. Senin gibi bir evlat yetiştirdikleri için. Umarım benim evladım da senin gibi duyarlı, saygılı ve zeki olur, hayatın dikenli yolları için. E.K. & P. K.

    yorum yazııın...

    Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/2/2007 - bataklıkta

    Kategori: kisiler

    Uyuşturucu batağında

    16 yaşındaki Melis'in ölümü üzerine gözler yine uyuşturucu batağında. Eroinden kurtulan G.A. tehlikeye dikkat çekti: İstanbul gece hayatında uyuşturucu peynir ekmek gibi satılıyor. Eroinle annemler boşanınca tanıştım. Bar sahipleri satıcıları içeri alıyor.

     
    Uyuşturucu, peynir ekmek gibi satılıyor

    16 yaşındaki liseli Melis'in ölümü, gözleri yeniden uyuşturucu batağına çevirdi. SABAH, bu batağa saplanan gençlerle konuştu, tüyler ürperten bilgilere ulaştı. Eroin yüzünden hayatı kararan G.A.'ya göre, uyuşturucu bulmak çocuk oyuncağı.

    Giriş
    16 yaşındaki Melis Akpınar'ın aşırı dozda eroinden ölümünden sonra gözler gençlerin bağımlılığa itildiği mekânlara, özellikle de Beyoğlu'na çevrildi. SABAH, uyuşturucu bataklığına saplanan ve bu illetten kurtulmak isteyen gençlerle görüştü. Hepsinin fikri ise ortak: "İstanbul'un pek çok eğlence mekânında uyuşturucu peynir ekmek gibi satılıyor. Barların kapısında ve içerdeki torbacılardan uyuşturucu temin etmek çok kolay. Gençler buralarda tuzağa düşürülüyor." Yaygın deyimle 'ejderhayı yakalamak' için yola çıkanların ilk
    durağı genellikle barlar ve gece kulüpleri. Bunların içinde en bilinenleri ise Beyoğlu'nda. Uyuşturucunun son noktası ise aşırı dozdan ölüm ya da 'altın vuruş' denilen bilerek alınan aşırı dozla intihar. Aşırı dozdan ölüme giden hikâyelerin başlangıcında hep Beyoğlu, Beyoğlu'nun izbe mekânları var. İçeride 'torbacı' denilen satıcıların cirit attığı barlarda, gece kulüplerinde yıllardır gencecik hayatlar bir bir sönüyor.


    Anne ve babası ayrı yaşayan zengin bir ailenin kızı 22 yaşındaki G.A. Uyuşturucu yüzünden Bilgi Üniversitesi'ni 2. sınıfta yarım bıraktı. İki dil biliyor. 8 aydır gördüğü tedavi sayesinde artık uyuşturucu kullanmıyor. Lise yıllarında bu batağa düşen G.A.'nın yaşadıkları pek çok genç için ibret verici bir hikâye. G.A. anne babasının boşanmasından sonra 15 yaşında düştüğü bunalımdan kurtulmak için arkadaşlarının önerisiyle Taksim'deki bir barda ilk kez esrarla tanıştı. Bu sayede anne ve babasına duyduğu öfkeyi bastırdığınısöyleyen G.A., liseyi bitirdikten sonra Bilgi Üniversitesi'ni kazandı.

    YAKIŞIKLIYA KANDI
    Ancak uyuşturucudan vazgeçemedi. 2. sınıfta okulu yarım bırakmak zorunda kaldı. Annesiyle kaldığı evi de terk etti. 15 yaşından beri uyuşturucu kullanmasına rağmen, annesi ilgisizlikten dolayı bu durumu fark etmiyordu bile. Hikâyenin gerisini G.A. anlatıyor: "Bir kafede çok yakışıklı bir adamla tanıştım. Son model bir arabası ve Beşiktaş'ta lüks bir evi vardı. Bana önce bir baba gibi davrandı çünkü baba eksikliğim vardı. 'Senin mutlu olmanı, iyi olmanı istiyorum' diyordu. Evine gittik. İlk kez orada eroinle tanıştım, orada cinsel ilişkide bulunmuşuz. Ama ben ayılınca fark ettim. Sonra bu adamdan aylarca kopamadım. Adam benimle sevişiyor, canı sıkılınca dövüyor ama yine de birkaç gram eroinle mutlu ediyordu." Ancak artık vücudu titremeye, kriz geçirmeye başlayan G.A. annesinin bu durumu fark etmesini istemediğinden izbe bir otele yerleşti Tarlabaşı'nda: "Orada yaklaşık 2.5 sene kaldım. Param olmadığı için uyuşturucu satıcılığı karşılığında uyuşturucu ihtiyacımı gideriyordum. Daha önce tanıdığım satıcılar beni bu işin başındakilerle tanıştırdılar. Onlardan mal alıp dağıtmaya başladım." G.A. yaşadığı hayattan iğreniyor ama bir türlü çıkış yolu bulamıyordu. Kaldığı izbe otelde bir gün intihara bile teşebbüs etti ancak otel müdürü tarafından son anda kurtarıldı.

    TORBACILARA DİKKAT!
    G.A. artık İstanbul gece hayatında uyuşturucu satılmayan ve içilmeyen yer kalmadığını belirterek şunları söylüyor: "Peynir ekmek gibi satılıyor. Bu işlerde benim gibi güzel kızlar hep kullanıldı. Etiler, Ulus, Ortaköy, Bebek gibi yerlerde evlerde kokain partileri veriliyor. Beyoğlu, daha çok liseliler takıldığı için dikkat çekiyor." G.A. yaşadıklarını ve gördüklerini anlatırken özellikle torbacılara dikkat çekiyor. Ona göre bu torbacılarla, bar ve gece kulübü gibi mekânların işletmecileri ortaklaşa çalışıyor: "Bilinen barlarda 'torbacı' denilen satıcılar vardır. Mekân sahipleri bunları bilerek içeri sokuyor. Çünkü bara gelen müşteri torbacı olmazsa başka bir mekâna doğru yol alır. Bu da bar sahibinin daha az para kazanması demektir. Yani torbacıyla işletmeci bir anlamda ortak çalışıyor. Büyük konserlerin yapıldığı ormanlık bir alan, gençler arasında çok popüler olan ve her yıl yapılan büyük bir rock festivali ile Taksim'deki hemen her mekânda uyuşturucu var."

     

    YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ...

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/2/2007 - sibel kekilli haberleri

    Kategori: kisiler

    Hayatım Bir Günde Değişti
    Haber:  Hayatım Bir Günde Değişti
    Resmi büyütmek için tıklayın
    26 Yıllık Ömrüne Bir 'Altın Ayı' Bir de 'Altın Portakal' Sığdıran Sibel Kekilli Sürekli, Bir Arayış İçinde Olduğunu Ama Neyi Aradığını Bilmediğini Söyledi.

    26 YILLIK ÖMRÜNE BİR 'ALTIN AYI' BİR DE 'ALTIN PORTAKAL' SIĞDIRAN SİBEL KEKİLLİ SÜREKLİ, BİR ARAYIŞ İÇİNDE OLDUĞUNU AMA NEYİ ARADIĞINI BİLMEDİĞİNİ SÖYLEDİ.

    54. Uluslararası Berlin Film Festivali'nde 'Altın Ayı' ödülüne layık görülen Kekilli, "Hayatım bir günde, bir film ile değişti. Aslında hayalim oyuncu olmak değildi. Barbie'lerimle oynarken manken olmak ve evlenmek isterdim. Dergilere bakar, "Ben de bu kadar güzel olsam, böyle güzel kocam olsa" derdim. Oyuncu olduğuma hala inanamıyorum" diye konuştu. (Gecce.com)

    Mutluluktan Korkuyor
    Haber:  Mutluluktan Korkuyor
    Resmi büyütmek için tıklayın
    18 Yaşında, İkizinin Evden Kaçmasından Sonra Olgunlaştığını Söyleyen Sibel Kekilli, 'Ruhum Benden Çok Daha Yaşlı' Dedi.
     

    18 yaşında, ikizinin evden kaçmasından sonra olgunlaştığını söyleyen Sibel Kekilli, 'Ruhum benden çok daha yaşlı' dedi.

    Rol aldığı filmlerle adından söz ettiren ödüllü oyuncu Sibel Kekilli, hayatında bu başarılarını paylaşacak bir sevgilisi olmamasından yana sıkıntılı. "İnsanları kalbime, yanıma yaklaştırmadığım için başkalarına göre daha yalnızım" diyen Sibel Kekilli, teselliyi köpeği, dostları ve kitaplarında bulduğunu, yalnızlığını onlarla paylaştığını anlattı.

    26 yaşında olmasına rağmen 'Ruhum benden daha yaşlı' diyen oyuncu, 18 yaşındayken ikizinin evden kaçmasından sonra bu olgunluğa eriştiğini anlattı. İnsanlara mesafeli bir yakınlık göstermeyi tercih eden Kekilli, mutluluktan korktuğu için hayattan keyif almaya bile çekiniyormuş. (Gecce.com)

    Sibel Eleştirildi
    Sibel Kekilli'ye Alman Sinema Eleştirmenlerinden Darbe! 1943 Yılında Berlinli 688 Yahudi'nin Toplama Kampına Gönderilmesini Konu Alan Kekilli'nin Yeni Filmi 'Son Tren'deki Oyunculuğu Beğenilmedi.
     

    Filmdeki diğer Türk oyuncu Lale Yavaş'ın performansı ise göklere çıkartılıyor.
    bizde yorumlarınızı bekliyoruz... 


    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    <- :: Sonraki Sayfa ->
    !!!ekinoksah.blogcu.com!!!"
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    Hakkımda

    ...
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    Bağlantılar

    Ana Sayfa
    Profilim
    Arşiv
    Arkadaşlarım
    e-posta
    maskelinin blog
    myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

    Kategoriler

    myspace layouts, myspace codes, glitter graphicslakluka12
    gökhan kaplan
    akininyeri
    winxclubmania
    djsemix
    ekinokssah
    amatoryasamak
    sevgigezegeni
    bloglike